Üniversite Ortamı Nedir ?
16 Ağustos 2008 Cumartesi ,
Kategori: Eğitim
-
Bundan çıkmanın tek yolu, biricik Dünyamızın tecrübesi doğrultusunda yetişmiş insan gücünün harekete geçirilmesi ile sağlanabilir. Ülkemizde bugün 53’ü Devlet, 23’ü de vakıf üniversitesi olmak üzere 76 üniversite bulunmaktadır. Ne yazı ki üniversitelerimizde verilen eğitimin kalitesi de dünya standartlarında değerlendirildiğine pek de parlak bir durumda değiliz. The Accreditation Board of Engineering and Technology Inc. (ABET) standartları doğrultusunda eğitim veren sınırlı sayıdaki üniversitelerin verdiği diplomaların uluslararası geçerliliği dışında diğerlerinin durumu ortada. Ülkenin ihtiyaca yönelik planlı bir istihdam politikası olmadığı için bazı alanlarda çok sayıda diplomalı işsizler oluşurken, bazı alanlarda az da alsa yetişen elemanlar ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkenin çok genç nüfusunun %1’lik dilimi ki kalbur üstü beyinlerdir, ağırlıklı olarak beyin göçüne uğramaktadır. Bu beyinler ağırlıklı olarak söz konusu akredite olan ve yabancı dil ile eğitim veren üniversitelerden mezun olmakta ve ülkenin kendilerine sunduğu (sunamadığı) imkânları göz önüne alarak geleceğini dışarıda aramakta bu da ülkenin kıt kaynakları ile yetiştirdiği evlatlarından yararlanamaması anlamına gelmektedir.
-
ÜNİVERSİTELİLİK ORTAMI YOK
-
Öğrenciler üniversite ortamını algılamamakta, istihdam edilememe, geleceğe güvenle bakamama, üniversitelilik bilincinin verilememesi, hayata bakış açılarını ve ufuklarını geliştirmediği için, öğrenciler derslere sınavları başarmak için özledikleri bir an önce mezun olmayı hayal ederek üniversite öğretimlerini tamamlamak istemektedirler.
-
ÜNİVERSİTELER NE YETİŞTİRİR?
-
Üniversitelerimiz idealist, özverili daha iyi öğrenci yetiştirmeyi, kendi içinde daha çok üretime ve araştırmaya yönelik yarışmacı, insanlığa yararlı olmayı hedefleyen sosyal kuşaklar yetiştirmek zorundadır. Üniversiteler yetiştirecekleri nesillerin ulusuna ve doğalarına karşı sorumluluk bilinci içerisinde olmalarını sağlamaları gerekir. Üniversite eğitimi biraz “kâmil insan” yetiştirmeyi hedefleyecek şekil de, bilim yanında bilgelik de öğretmeli. Bilgelik tasarlamak değil, gerçek bilgelik. Gerçek bilge insan yetiştirme doğa merkezli, sezgili, bilgili ve durumu iyi analiz eden, insanı anlayan, hoşgörülü ve her şeyden bir güzellik arayan durumdan vazife çıkaran bir eğitim modelini hedeflemeli. Üniversiteler gibi kurumlar her yönü ile toplumun eğitimine de katkıda bulunmak zorundadır. Eskilerin deyişi ile “kâmil insan” kavramı erdemli insanların yeri olarak görmek lazımdır, aksi takdirde birer meslek elemanı yetiştiren birim olmalarının ötesine geçemezler.
-
Ülkemiz üniversitelerinin birçoğunda öğrenciler bulunduğu ilin ötesine geçememiş, ciddi seminer ve tartışma ortamında bulunmamış, başka bir yabancı ile karşılaşmadığı için kendisini mukayese bile edememiştir. Modern batıdaki üniversitelerde uluslararası mozaikte öğrenci ve öğretim üyesi bulunmaktadır. Bizde yabancıya ajan gözü ile bakıldığı için yabancı öğrenci ve öğretim üyesi tehlikeli diye üniversiteye pek kabul edilmez.
-
Ülkemiz üniversitelerinin yeni açıldığı bu günlerde 29 Eylül 2004 tarihli birçok gazetede küçük haber olarak “Üniversiteli genç, (kız yüzünden veya siyasi) okul arkadaşının başına taşla vurarak öldürdü!” yer aldı. Bu öldürme ister kız yüzünden olsun isterse siyasi olsun ölen ve öldüren 20 yaş üzerinde üniversitenin son sınıfında ve bu ülkenin yarınki büyükleri olacak gençler Avrupa Topluluğuna yani “Muasır Medeniyetler” seviyesini yakalamış ülkeler ailesine katılmayı düşündüğümüz bir dönemde üniversite son sınıfa kadar gelmiş bir kişinin bir başkasının yaşama hakkını elinden alması karşısında üniversiteler olarak eğitim sistemimizi sorgulamamız gerekir kanısındayım. Avrupalılar da bugüne kadar ülkemizin her alanda değişime ihtiyacı olduğunu söylediler, ancak eğitimde değişim istememeleri ilginç değil mi?
-
YARATICI GENÇLİK OLUŞTURMAK ZORUNDAYIZ.
-
Eğer ülkemiz yarınların yaratıcı insanlarına sahip olmak istiyorsa şimdiden başta eğitim kurumları olmak üzere özgür bireyler yetiştirmeyi hedeflemelidir. Zaman zaman özgür bireyler sistemin istemediği davranışlarda bulunabilirler, ancak bunların uzun vadede getirisi olduğunu kabul ederek hoşgörü ile yaklaşmak gerekir. Ancak özgür ve cesur bireyler yetiştirmiş bir toplum olarak dünyaya yelken açabiliriz. Hedeflerini belirlemiş, planlı hareket edebilen, isteklendirici ve sorun çözebilen insan yetiştirdiğimiz zaman gerçek kimliğimizi bulabiliriz.
-
Yaratıcılık, cesaret, özgür davranış sergilemek günümüz eğitim sistemi içerisinde genelde istenilmeyen dışlanan süreçlerdir. Ancak kişinin bunları yaşaması ve karşısına çıkan güçlükleri aşacak şekilde yetiştirilmesi gerekir. Bu da uzun soluklu ve meşakkatli bir yolculuktur. Fırtına çıktığında gemiler terk edilseydi bugün Amerika kıtası keşfedilemezdi diyen ünlü düşünürün sözü gibi buluş yapanlar beklenilmedik sorunla baş etmeyi becermişlerdir. Bu kişiler genelde aydın davranışı sergilemişlerdir.
-
Aydın davranışı sergilemeleri kendi yaratma güçlerinin sonuçlarıyla değil, aynı zamanda yakın çevresi ile de mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Çoğu zaman toplum tarafından bile dışlanmış, kabul edilmemiş, reddedilmişlerdir. Fakat hiç bu olumsuzluklardan etkilenmemişler, direnç göstermişler ve nihayet zorlukların üstesinden gelmesini becermişlerdir.
-
Eğitim bu anlamda kişinin kendi bilincine varması ve bunun yarattığı özgürleşme sürecidir. Eğitim kişiyi kendini belirleme ve birey olma bilincini geliştirir. Bu da kişinin başta diğer insanlar olmak üzere doğaya ve çevreye karşı sorumluluk geliştirmesini sağlar.
-
Üniversite ortamı denilen alan çok yönlü ve kişiyi zenginleştirici olmalı. Çağımızın çok kültürlülüğü içinde insanların kısacık yaşamlarında farklı kültürlerle karşılamaları, onları tanımaları insanı zenginleştirecektir.
-
Bugün Dünyada Türkiye kadar genç nüfusa sahip potansiyeli yüksek bir ülke bulunmamaktadır. Bu potansiyelin iyi kullanılması ve geleceğe değer yaratacak şekilde yetkin insanlar yetiştirilmesi ülkemizin hayat kalitesinin yükselmesine olanak sağlayacaktır. Yetkin birey ne aradığını bilen, çevresi ile barışık, bütünsel düşünen, mutlu insandır. Mutlu insan çevresine de mutluluk tattırmasını bilen insandır. O zaman biz Avrupa Birliği kapısına dayanmak zorunda olmayıp tam tersi Avrupa Birliği bizim kapıya dayanacaktır.
-
Ülkemizin eğitiminin metot tanımına göre, eğitimi öğrenciye bilgi vermek veya bilgiyi aktarmak olarak anlıyor. Öğretici ise bilgi aktarıcı olarak kabul edilmektedir ki bu ezbere eğitimdir. Öğretme merkezli eğitimde bilgi doğrudan kişiye aktarıldığı için öğrenilmiyor, beyinde kalan bilgide kısa sürede yeni bilgi karşısında de-mode olmaktadır.
-
EZBERCİ EĞİTİM İTAATKÂR İNSAN YETİŞTİRMEKTEDİR
-
Ezbere dayalı eğitimde sınav da ezbere ve bire-bir kalıp bilgiye dayandığı için öğrenci öğretmen karşısında el mahkûm, bunun yansıması ise öğrenci uslu ve itaatkâr, emirde kusur eylemeyen bir yapıdadır.
-
Bu bakımdan öğreticinin çok yönlü ve fonksiyonel olması gerekir. Öğreticinin öğretim yöntemi, psikoloji, bilişim teknolojisi bilgisi ve birikimli olması gerekir. Bu bakımdan öğreticilik bir eğitim kurumundan mezun olmak değil kendi başına bir meslek olarak kabul edilmesi gerekir.
-
Aslında öğreticilik mesleğinin birçok alanda uygulanması gerekir. Sadece sizin okulda öğretici olmanız gerekmiyor, değişik kurumların eğitim programlarında da bu yeteneğin sergilenmesi gerekir. Bunun için artık çok yönlü ve birkaç alanda kendisini geliştirmesi gerekir. Sadece bir alanda kendisini geliştirip, o alanda kendini topluma kabul ettirip benimsetmemeli, çok yönlü ve çok alanlı yaşamayı hedeflemelidir. Bu kişinin olaylara bütünsel bakmasını ve ruh sağlığının da gelişmesine katkıda bulunacaktır. Böylece donamlı olan ve olaylara farklı açıdan bakan donanımlı kişi yaşamdan haz almasını bilecektir. Bu bakımdan yan alan veya çift alan programlarının uygulanması anlamlı olmaktadır.


Yorum Bırakın.